Kırmızı Çizgi: Bir Kalem Darbesiyle Kurulan Petrol Düzeni

ARŞİV VE ENERJİ TARİHİ

Kırmızı Çizgi: Bir Kalem Darbesiyle Kurulan Petrol Düzeni

31 Temmuz 1928, Ostend. Masada bir harita, elde kalın bir kırmızı kalem, kalemin ucunda yarım asırlık bir dünya düzeni.
PETROLANDECO  •  ENERJİ TARİHİ  •  TEMMUZ 2026

Belçika'nın Ostend kentinde, Kuzey Denizi kıyısındaki bir otel odasında, dünyanın en büyük dört petrol grubunun temsilcileri eski bir imparatorluğun sınırını hatırlamaya çalışıyordu. Hatırlayamadılar. Çünkü o imparatorluk on yıl önce tarihten silinmişti. O anda Üsküdar doğumlu bir Osmanlı Ermenisi ayağa kalktı, haritanın üzerine eğildi ve kırmızı bir kalemle 1914 yılının Osmanlı Asyası'nı çizdi. O çizgi, sonraki yirmi yıl boyunca Orta Doğu petrolünün kimin elinde kalacağını, hangi ülkede kimin kuyu açabileceğini ve küresel enerji düzeninin nasıl şekilleneceğini belirledi. Bu, o çizginin hikâyesidir; efsanesiyle, arşiv kaydıyla ve bugüne uzanan gölgesiyle.

Ostend'de Bir Yaz Günü

31 Temmuz 1928'de imzalanan belgenin resmi adı sıkıcıydı: Turkish Petroleum Company ortakları arasında grup anlaşması. Tarihe geçen adı ise ekine iliştirilen haritadan geldi: Red Line Agreement, Kırmızı Çizgi Anlaşması. İmzacılar o dönemin petrol dünyasının neredeyse tamamıydı. İngiliz hükümetinin ortağı olduğu Anglo-Persian Oil Company, bugünkü adıyla BP. İngiliz-Hollanda ortaklığı Royal Dutch Shell. Fransız devletinin dört yıl önce tam da bu iş için kurdurduğu Compagnie Française des Pétroles, bugünkü TotalEnergies. Ve Standard Oil of New Jersey öncülüğündeki Amerikan şirketlerini temsil eden Near East Development Corporation, bugünkü ExxonMobil'in atası. Dört grup da şirketin yüzde 23,75'ini aldı. Geriye kalan yüzde 5 ise tek bir adamın, Calouste Sarkis Gülbenkyan'ın elinde kaldı.

Anlaşmanın kalbi, pay dağılımı değil, tek bir maddeydi. Ortaklar, haritadaki kırmızı çizginin içinde kalan topraklarda birbirlerinden bağımsız hiçbir petrol imtiyazı peşinde koşmayacaklarına yemin ediyordu. Çizginin içinde ne bulunursa bulunsun, yalnızca bu ortaklık üzerinden, bu pay oranlarıyla geliştirilecekti. Literatüre "self-denying clause", kendini sınırlama maddesi olarak geçen bu hüküm, Türkiye'den Yemen'e, Suriye'den Suudi Arabistan'a uzanan devasa bir coğrafyayı tek bir kartelin ortak mülkü hâline getirdi. Çizginin dışında yalnızca iki büyük istisna vardı: İran ve Kuveyt. Bu iki istisnanın nedenini ve sonuçlarını birazdan göreceğiz; çünkü Orta Doğu'nun bugünkü petrol haritası büyük ölçüde o iki boşluktan doğdu.

TÜRKİYE SURİYE IRAK SUUDİ ARABİSTAN YEMEN UMMAN İRAN MISIR KUVEYT İstanbul KIRMIZI ÇİZGİ · KENDİNİ SINIRLAMA SAHASI
Şematik gösterim: kırmızı çizginin temsilî güzergâhı. Çizgi Anadolu'yu, Levant'ı, Mezopotamya'yı ve Arap Yarımadası'nı içine alır; İran, Kuveyt ve Mısır dışarıda kalır. Anlaşmaya ekli orijinal harita Lizbon'daki Calouste Gulbenkian Vakfı arşivindedir.
23,75 Yüzde
Dört büyük grubun her birinin payı Anglo-Persian, Shell, CFP ve Amerikan grubu Near East Development eşit paylarla masaya oturdu. Anglo-Persian, eski yüzde 50'lik payının yarısını devretmesinin karşılığında üretim üzerinden yüzde 10'luk ek bir imtiyaz hakkı aldı.
5 Yüzde
Gülbenkyan'ın payı 1912'de ortaklığı bizzat kuran adamın on altı yıl boyunca dişiyle tırnağıyla savunduğu hisse. Bu pay ona tarihin en meşhur lakaplarından birini kazandırdı: Bay Yüzde Beş.

Efsanenin Arşivle İmtihanı

Kırmızı kalem sahnesinin kaynağı, Ralph Hewins'in 1957 tarihli Gülbenkyan biyografisidir. Hewins'e göre toplantı tıkanma noktasına geldiğinde Gülbenkyan büyük bir Orta Doğu haritası istetti, kalın kırmızı kalemi eline aldı ve yavaş yavaş eski imparatorluğun sınırını çizdi. Anlatının en meşhur cümlesi de bu sahneye aittir; Gülbenkyan çizgiyi tamamladıktan sonra masadakilere dönüp 1914'te bildiği Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırının bu olduğunu söyler ve ekler: bunu bilmesi gerekir, çünkü o imparatorlukta doğmuş, yaşamış ve ona hizmet etmiştir.

"1914'te bildiğim Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırı budur. Bilmem gerekir; orada doğdum, orada yaşadım, ona hizmet ettim."
Hewins'in 1957 biyografisinde aktarılan sahne. Arşiv kayıtları hikâyenin daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Sahne o kadar güzeldir ki neredeyse her petrol tarihi kitabına girmiştir. Ne var ki Gülbenkyan'ın modern biyografı, Southampton Üniversitesi'nden tarihçi Jonathan Conlin, aile ve şirket arşivlerinde sahneyi olduğu gibi doğrulamayan bir kayıt düzeniyle karşılaştı. Gülbenkyan'ın oğlu Nubar, imza töreninden aylar önce, Mayıs 1928'in sonunda babasına yazdığı düzenli notlardan birinde haritadan zaten söz ediyordu. Üstelik yazışmalar, sınır tartışmasında haritayı gündeme getirenin Fransız tarafı olduğuna işaret ediyor; Anglo-Persian'ın başındaki John Cadman ile uzun bir telefon görüşmesi yapan Nubar, Fransızların harita üzerinden pazarlık gücü devşirmeye çalıştığı kanaatine varmıştı. Yani çizgi, muhtemelen o dramatik anda değil, haftalar süren yazışmalar içinde şekillendi. Efsane ile belge arasındaki bu mesafe hikâyeyi küçültmez; tam tersine, kırmızı çizginin bir anlık ilham değil, hesaplı bir müzakere ürünü olduğunu gösterir. Gülbenkyan'ın dehası kalemi tutmasında değil, çizginin içinde kalmayı on altı yıl boyunca herkese kabul ettirmesindeydi.

Çizginin Doğduğu Yer: İstanbul, 1912

Calouste Sarkis Gülbenkyan 23 Mart 1869'da Üsküdar'da doğdu. Varlıklı bir Ermeni tüccar ailesinin oğluydu; babası gazyağı ticareti yapıyordu. İstanbul'daki eğitiminin ardından Londra'da King's College'da mühendislik okudu ve daha yirmili yaşlarında Bakü petrolü üzerine yazdığı raporlarla Babıali'nin dikkatini çekti. Osmanlı Maden Bakanlığı için Mezopotamya petrol potansiyeline dair hazırladığı çalışma, onu Musul ve Bağdat vilayetlerindeki petrolün ticari değerini en erken kavrayan isimlerden biri yaptı. Sonraki yirmi yıl boyunca yapacağı iş, tek cümleyle özetlenebilir: petrolü olan ile sermayesi olanı aynı masaya oturtmak ve masadan kalkarken kendine küçük ama silinmez bir pay bırakmak.

O masa 23 Ekim 1912'de kuruldu. Turkish Petroleum Company, Londra'da tescil edildi; hisselerin yüzde 50'si İngiliz sermayeli National Bank of Turkey'de, yüzde 25'i Bağdat demiryolu imtiyazı üzerinden bölgede hak iddia eden Deutsche Bank'ta, yüzde 25'i Shell grubunun iştiraki Anglo-Saxon Petroleum'daydı. Mimarı Gülbenkyan'dı. İki yıl sonra İngiliz Dışişleri Bakanlığı devreye girdi ve 19 Mart 1914'te imzalanan Foreign Office Agreement ile yapı yeniden kuruldu: Anglo-Persian'ın arkasındaki d'Arcy grubu yüzde 50, Deutsche Bank yüzde 25, Anglo-Saxon yüzde 25. Gülbenkyan'ın yüzde 5'lik intifa payı, İngiliz ve Hollandalı ortakların hisselerinden karşılandı. Ancak 1914 anlaşmasının asıl mirası pay tablosu değil, 10. maddesiydi: taraflar, Osmanlı Asyası'nda birbirlerinden bağımsız petrol imtiyazı aramayacaktı. On dört yıl sonra Ostend'de kırmızı çizgiyle yeniden doğacak olan kendini sınırlama ilkesi, ilk kez burada, savaştan aylar önce Londra'da kâğıda dökülmüştü.

Kendini Sınırlama Maddesi Nedir
Ortaklardan hiçbirinin, belirlenen coğrafyada şirketten bağımsız petrol imtiyazı arayamaması, alamaması ve işletememesi ilkesi. İlk kez 19 Mart 1914 tarihli Foreign Office Agreement'ın 10. maddesinde yazılı hâle geldi; 1928'de kırmızı çizgi haritasıyla birleşerek anlaşmanın omurgası oldu. Amerikan şirketleri için bu madde zamanla bir deli gömleğine dönüştü: dünyanın en zengin petrol havzasında, ortaklarının onayı olmadan tek başlarına adım atamıyorlardı.

Babıali'nin Son Vaadi

Haziran 1914'te Sadrazam Said Halim Paşa, yeniden yapılandırılan şirkete Musul ve Bağdat vilayetlerindeki petrol için imtiyaz sözü veren mektubu imzaladı. Birkaç hafta sonra Avrupa'da savaş patladı; Osmanlı İmparatorluğu Almanya'nın yanında savaşa girdi ve imtiyaz hiçbir zaman resmileşmedi. Şirketin elindeki şey, hukuken tartışmalı bir vaat mektubundan ibaretti. İşin olağanüstü tarafı şudur: o tartışmalı mektup, imparatorluğun yıkılışından, sınırların yeniden çizilmesinden ve iki büyük barış konferansından sağ çıkmayı başardı. İmparatorluk gitti, şirket kaldı.

İmparatorluk Yıkıldı, Şirket Ayakta Kaldı

Savaş, ortaklık tablosunu kendi eliyle güncelledi. Deutsche Bank'ın yüzde 25'lik payına İngiliz düşman malları idaresi el koydu. Aralık 1918'de Fransa'nın Musul üzerindeki Sykes-Picot haklarından İngiltere lehine vazgeçmesinin bedeli, işte bu el konulan payla ödendi: Nisan 1919'daki Long-Bérenger mutabakatı ve onu resmileştiren 24 Nisan 1920 tarihli San Remo petrol anlaşmasıyla Almanların hissesi Fransa'ya geçti. Fransız devleti bu payı yönetmek için 1924'te Compagnie Française des Pétroles'ü kurdurdu. Böylece bugünün TotalEnergies'i, doğrudan doğruya Osmanlı mirasının paylaşımından doğmuş oldu.

San Remo'nun Amerikan şirketlerini tamamen dışarıda bırakması Washington'da sert tepki doğurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı, savaş sonrası düzenin Amerikan sermayesine kapalı kurulamayacağını savunan Açık Kapı politikasını devreye soktu ve Londra üzerinde yıllarca süren diplomatik baskı kurdu. Sonuç, 1922'den itibaren Amerikan grubunun ortaklığa dahil edilmesi için yürütülen ve tam altı yıl süren müzakerelerdi. Bu müzakerelerin neden bu kadar uzadığının cevabı, ABD Dışişleri arşivindeki yazışmalarda açıkça durur: Standard Oil of New Jersey'nin hukuk müşaviri Guy Wellman, 1927'de Washington'a gönderdiği raporda ilerlemeyi tıkayan asıl engelin Gülbenkyan'la anlaşamamak olduğunu yazar. Amerikan grubu, adamın yüzde 5'inden kurtulmayı defalarca denedi, başaramadı ve sonunda yüzde 95'in dörtte biriyle, yani yüzde 23,75 ile yetinmeyi kabul etti. Aynı dönemde Fransız grubu, 1912 ve 1914 anlaşmalarındaki kendini sınırlama hükümlerinin hâlâ geçerli olduğunun tespiti için Londra'da dava açmıştı; davalar ancak Ostend'deki imzalarla birlikte, 31 Temmuz 1928'de düştü.

Bu denklemin bir köşesinde de Türkiye vardı. Lozan'da çözülemeyen Musul meselesi Milletler Cemiyeti'ne taşınmış, Aralık 1925'te Cemiyet Konseyi vilayeti Irak'a bırakmıştı. 1926 Ankara Antlaşması'yla Türkiye bu durumu tanıdı; karşılığında Irak'ın petrol gelirlerinden yüzde 10'luk bir pay aldı. Şirket ise Mart 1925'te Bağdat hükümetinden aradığı imtiyazı çoktan koparmıştı. Yani kırmızı çizgi çizilmeden önce sahadaki bütün taşlar yerine oturmuştu; eksik olan tek şey, toprağın altında gerçekten petrol olduğunun kanıtıydı.

Baba Gurgur: Toprağın Cevabı

Kanıt, 15 Ekim 1927 gecesi geldi. Kerkük yakınlarındaki Baba Gurgur, adını yerel kullanımda alevlerin babası olarak taşıyan, toprağın çatlaklarından sızan gazın binlerce yıldır sönmeden yandığına inanılan bir mevkiydi; buradaki ateşlerden söz eden kayıtlar Herodot'a kadar uzanır. İşte o kadim alevlerin birkaç kilometre ötesinde açılan kuyu, sabaha karşı saat üçte patladı. Petrol, kulenin tepesini aşarak 42 metre yüksekliğe fışkırdı. Kuyu kontrol altına alınana kadar geçen on günde günlük akış 95 bin varile ulaştı; ham petrol vadiden aşağı akarak Kerkük'ün su kaynaklarını tehdit eden bir göl oluşturdu. Şehirde insanlar damlara çıkıp fışkıran sütunu seyrediyordu. Bu tek kuyu, iki şeyi aynı anda kanıtladı: Musul vilayetinin altında dünya ölçeğinde bir rezerv yatıyordu ve bu rezervin paylaşımını düzenleyecek nihai anlaşma artık erteleme kaldırmazdı. Baba Gurgur'un patlamasından Ostend'deki imzalara tam dokuz buçuk ay geçti.

95.000 Varil / Gün
Baba Gurgur kuyusunun kontrolsüz akışı 15 Ekim 1927'de fışkıran kuyu ancak on günde kapatılabildi. Kerkük sahası, 1948'de Suudi Arabistan'daki Gavar keşfedilene kadar dünyanın bilinen en büyük petrol sahası olarak kaldı.

Yüzde Beşin Zaferi

Ostend'de imzalanan metin, on altı yıllık pazarlığın bilançosuydu. Dört grup eşit paylarla ortak oldu; Anglo-Persian, eski çoğunluk hissesinden feragatinin bedeli olarak üretimden yüzde 10'luk ek imtiyaz hakkı aldı; Gülbenkyan yüzde 5'ini korudu ve payına düşen ham petrolün ortaklarca satın alınmasını güvence altına aldı. Kendini sınırlama maddesi, haritadaki kırmızı çizginin kapsadığı bütün coğrafyaya genişletildi. Şirketin adı ertesi yıl Iraq Petroleum Company olarak değiştirildi; Bağdat hükümetine karşı daha kabul edilebilir bir görüntü için yapılmış bilinçli bir tercihti bu. Kerkük petrolünü Akdeniz'e taşıyacak boru hatları döşendi ve 1934'te ihracat başladı.

1928 Ortağı Pay Bugünkü Halefi
Anglo-Persian Oil Company %23,75 BP
Royal Dutch Shell (Anglo-Saxon) %23,75 Shell
Compagnie Française des Pétroles %23,75 TotalEnergies
Near East Development Corporation %23,75 ExxonMobil
Calouste Sarkis Gülbenkyan %5 Calouste Gulbenkian Vakfı (Lizbon)

Aynı yaz, İskoçya'da bir başka masa daha kuruldu. Ağustos 1928'de Achnacarry Şatosu'nda bir araya gelen Anglo-Persian, Shell ve Standard Oil of New Jersey liderleri, dünya pazarlarını mevcut paylara göre donduran, fiyatları ve kapasite genişlemesini disipline eden "As-Is" mutabakatına vardı. Kırmızı Çizgi üretim tarafını, Achnacarry pazarlama tarafını kilitledi. İki anlaşma birlikte, ABD Federal Ticaret Komisyonu'nun 1952'de yayımlanan meşhur raporunda tek bir isimle anılacak yapının temelini attı: uluslararası petrol karteli.

Çizginin Cetveli: Kim Nereden Petrol Aldı

Kırmızı çizginin asıl tarihsel gücü, kimin nerede kuyu açabileceğini yirmi yıl boyunca belirlemesinde yatar. Çizginin içindeki ortaklar Suudi Arabistan'a tek başlarına giremiyordu. Bu yüzden 1933'te Suudi imtiyazını kazanan şirket, kartelin büyük ortaklarından biri değil, anlaşmanın tarafı olmayan Standard Oil of California oldu. Bahreyn imtiyazı da benzer bir yoldan yine Socal'a gitti. Kuveyt ise çizginin dışında kaldığı için serbest alandı: 1934'te imtiyaz, Anglo-Persian ile ortaklıktan ayrılan Gulf Oil arasında yarı yarıya paylaşıldı. Yani bugünkü Chevron'un Suudi Arabistan'daki tarihsel konumu, Aramco'nun doğuşu ve Kuveyt'in ortaklık yapısı; üçü de doğrudan kırmızı çizginin çizdiği yasaklardan ve bıraktığı boşluklardan türedi. Bir kalem darbesi, kimin dev olacağına karar verdi.

Çizgi neden İran'ı ve Kuveyt'i dışarıda bıraktı?
Çizgi, 1914 yılındaki Osmanlı Asyası iddiasını esas alıyordu. İran hiçbir zaman Osmanlı toprağı olmamıştı ve petrolü zaten 1908'den beri Anglo-Persian'ın tekelindeydi. Kuveyt ise 1899'dan itibaren İngiltere'nin himayesinde fiilen ayrı bir statü kazanmıştı ve haritada çizginin dışında tutuldu. Bu iki boşluk tesadüf değildi; çizgiyi çizen el, neyi içeride tuttuğunu bildiği kadar neyi dışarıda bıraktığını da biliyordu.

Çizgiyi Silen Anlaşma

Çizgiyi sonunda silen şey, çizginin dışında bulunan petroldü. Savaş sonrasında Suudi sahalarının devasa ölçeği ortaya çıkınca, Aramco ortakları Socal ve Texaco, sermaye ve pazar gücü katmaları için Jersey Standard ile Socony'yi ortaklığa davet etti. İki Amerikan devi için tek engel, yirmi yıl önce Ostend'de attıkları imzaydı: Suudi Arabistan kırmızı çizginin içindeydi. Amerikalılar, savaş yıllarında İngiliz düşman ticareti mevzuatının anlaşmayı hukuken sona erdirdiği görüşüne sarıldı. Savaş bu konuda gerçekten de garip bir durum yaratmıştı: işgal altındaki Fransa'da kalan Gülbenkyan bir ara İngiliz mevzuatınca düşman statüsüne sokulmuş, payı elinden alınmış, 1943'te iade edilmişti. Fransız grubu CFP ve Gülbenkyan, anlaşmanın öldüğü tezini reddederek Londra'da dava açtı.

Çözüm mahkemede değil, pazarlık masasında geldi. Kasım 1948'in başında imzalanan yeni grup anlaşmalarıyla ortaklar, Jersey Standard ile Socony'nin Aramco hisselerini almasının geçmiş anlaşmaların ihlali sayılmayacağını kabul etti; karşılığında Fransızlara ve Gülbenkyan'a Irak üretiminden daha büyük hacimler ve hızlandırılmış genişleme güvencesi verildi. Nihai mutabakat, Gülbenkyan'ın savaştan beri yaşadığı Lizbon'da, Hotel Aviz'de bağlandı. ABD Dışişleri kayıtlarına göre yeni metinde eski kendini sınırlama düzeninden geriye yalnızca dar bir hüküm kaldı; ortaklar yeni imtiyazlar edinmekte artık serbestti. Kırmızı çizgi, çizilişinden yirmi yıl sonra, çizen adamın sürgün adresinde bir otel salonunda tarihe karıştı. Gülbenkyan bu son pazarlıktan da kazançlı çıktı; 20 Temmuz 1955'te Lizbon'da öldüğünde dünyanın en zengin insanlarından biriydi ve servetiyle sanat koleksiyonu, bugün Lizbon'daki Calouste Gulbenkian Vakfı'na dönüştü. Orijinal kırmızı çizgili harita da hâlâ o vakfın arşivinde durur.

OPEC'ten Otuz İki Yıl Önce

Popüler anlatı, petrol kartelini 1960'ta Bağdat'ta kurulan OPEC ile başlatır. Kayıtlar başka bir sıralama anlatıyor. Üretici devletler örgütlenmeden otuz iki yıl önce, tüketici ülkelerin şirketleri Ostend ve Achnacarry'de üretimi, coğrafyayı ve fiyat disiplinini kendi aralarında paylaşmıştı bile. OPEC bir ilk değil, bir cevaptı: kaynak sahibi devletlerin, on yıllardır şirketler arasında bölüşülen pazarlık gücünü kendi taraflarına çekme girişimi. Bu sıralamayı doğru kurmak, bugünkü enerji tartışmaları için de önemlidir; çünkü piyasa gücünün üretici devletlerde mi, şirketlerde mi, yoksa tüketim merkezlerinde mi toplandığı sorusu, 1928'den beri el değiştirerek süren aynı sorunun devamıdır.

Meselenin Özü
Orta Doğu petrolünün ilk karteli 1960'ta üretici devletlerce değil, 1928'de tüketici ülkelerin şirketlerince kuruldu. Kartelin sınırını da bir devlet adamı değil, Üsküdar'da doğmuş bir Osmanlı vatandaşı çizdi. FTC'nin 1952 raporunun "uluslararası petrol karteli" adını verdiği yapı, OPEC kurulduğunda çoktan bir nesil yaşamış ve dağılmıştı.

Hikâyenin Türkiye'ye bakan yüzü de bitmiş değildir. Kırmızı çizginin gerekçesi Osmanlı sınırıydı; ilk büyük ödülü Musul'un petrolüydü; Türkiye o petrolden 1926 Ankara Antlaşması'yla yalnızca sınırlı bir gelir payı alabildi. Ama coğrafya, hukukun unuttuğunu hatırlar. Baba Gurgur'un fışkırttığı Kerkük petrolü bugün hâlâ en kısa yoldan denize Türkiye üzerinden, Kerkük-Ceyhan hattıyla çıkar. 1928'de haritaya çizilen çizgi silindi; 1927'de Kerkük'te açılan kuyunun Akdeniz'e uzanan yolu ise bir asır sonra bile aynı yerden geçiyor. Petrol tarihinde anlaşmalar ölür, güzergâhlar kalır.

Kaynakça
Foreign Relations of the United States, 1927, Vol. II, Belge 767: Standard Oil of New Jersey hukuk müşaviri Guy Wellman'ın Dışişleri Bakanlığı'na raporu (history.state.gov)
Foreign Relations of the United States, 1924, Vol. II, Belge 184 ve 1948, Vol. V, Belge 45: grup anlaşmaları yazışmaları (history.state.gov)
U.S. Department of State, Office of the Historian, Milestones 1921-1936: The 1928 Red Line Agreement
The International Petroleum Cartel, Staff Report to the Federal Trade Commission, U.S. Senate Subcommittee on Monopoly, Washington, 1952
Jonathan Conlin, "Drawing the Line: Calouste Gulbenkian and the Red Line Agreement", University of Southampton; ayrıca Conlin, Mr Five Per Cent, Profile Books, 2019
Ralph Hewins, Mr Five Per Cent: The Biography of Calouste Gulbenkian, 1957
Daniel Yergin, The Prize: The Epic Quest for Oil, Money and Power, Simon & Schuster, 1991
NYU Abu Dhabi, Akkasah Fotoğraf Arşivi: Baba Gurgur koleksiyonu, 1927-1928
Calouste Gulbenkian Vakfı arşivi, Lizbon: orijinal kırmızı çizgi haritası
Bu makalede yer alan bilgi ve değerlendirmeler yalnızca bilgilendirme amacıyla sunulmaktadır; yatırım danışmanlığı veya alım-satım tavsiyesi niteliği taşımaz. Yatırım danışmanlığı sözleşme çerçevesinde sunulmaktadır. Geçmiş performans gelecekteki sonuçların güvencesi değildir. Veriler kamuya açık kaynaklardan derlenmiş olup doğruluk konusunda garanti verilmemektedir. Bu içeriğe dayanılarak alınan kararların sonuçlarından okuyucu şahsen sorumludur.
PETROLANDECO

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Avrupa Jet Yakıtı Krizine Girerken Türkiye Neden Rahat?

Tarihi Gizli Belgeler ile Petrol Oyununda Türkiye

Benzin ile Mazot Marjları Neden Farklı Davranır?