Adam Smith'in Gizli Marx'ı

İktisadi Düşünce Tarihi

Adam Smith'in Gizli Marx'ı

Ulusların Zenginliği'nde kimsenin okumadığı bölümler ve değerin kaynağına dair sessiz bir kavga

Petrolandeco.com  ·  İktisat Felsefesi  ·  2026

Görünmez elin azizi, serbest piyasanın koruyucu meleği, devlet müdahalesinin baş düşmanı. Adam Smith'in popüler imgesi bu üç klişeden ibarettir. Oysa Ulusların Zenginliği'nin beşinci ve altıncı bölümlerinde, kimsenin pek açıp okumadığı sayfalarda, bambaşka bir adam yazar: değerin kaynağını sermayede değil, sıradan işçinin harcadığı emekte arayan bir Smith. Marx, kendi sistemini bu Smith'in üzerine kurdu. İşte o yüzden Ulusların Zenginliği'nin içinde, hiç istemeden, gizli bir Marx oturur.

Bayrak Olarak Smith, Metin Olarak Smith

Bir kitabın ne kadar çok alıntılandığı ile ne kadar okunduğu arasında çoğu zaman ters bir ilişki vardır. Ulusların Zenginliği bunun ders kitabı örneğidir. 1776'da yayımlanan bu bin sayfalık eser, iki yüz elli yıldır siyasi bir simge işlevi görür; piyasa savunucuları onu bir kalkan, eleştirmenleri bir hedef tahtası olarak kullanır. Ne var ki tartışmanın büyük kısmı, kitabın yalnızca üç dört cümlesinin etrafında döner: "görünmez el", "kasap, biracı ve fırıncının kendi çıkarı" ve serbest ticaret savunusu.

Smith'in değer teorisini ciddiye alan okur sayısı ise çok daha azdır. Çünkü değer teorisi kitabın en kuru, en teknik, en çok geri dönüp düzeltilmesi gereken kısmıdır. Tam da bu yüzden en ilginç olanıdır. Bir düşünür çelişkilerini en açık biçimde, kuramsal bir sorunu çözmeye çalışırken sergiler. Smith'in değerin kaynağını ararken düştüğü açmaz, onun sonraki yüzyılda hem kapitalizmin baş savunucularına hem de en sert eleştirmenine miras kalan çatallı bir düşünce bıraktı.

Sorunun kalbinde basit bir soru yatar: Bir malın değeri nereden gelir? Smith bu soruya tek bir yanıt vermedi. İki yanıt verdi. Ve bu iki yanıt birbiriyle çelişti.

İki Emek: Harcanan ve Hükmedilen

Birinci Kitap'ın beşinci bölümünde Smith, değeri ölçmek için bir standart arar. Para olmaz, çünkü altın ve gümüşün değeri yüzyıllar içinde değişir. Tahıl olmaz, çünkü kısa vadede dalgalanır. Smith'in bulduğu çapa emektir. Ona göre emek, bütün metaların gerçek değerini ölçen evrensel ve değişmez ölçüdür; çünkü bir insanın bir saatlik zahmeti her çağda, her yerde o insan için aynı fedakârlığı temsil eder.

Buraya kadar sorun yok. Sorun, Smith'in "emek" derken aslında iki farklı şeyi kastetmesiyle başlar. Birincisi, bir malı üretmek için harcanan emektir; iktisat tarihçilerinin "harcanan emek" (labour embodied) dediği şey. İkincisi, o malın satıldığında satın alabileceği, yani üzerinde hüküm kurabileceği emek miktarıdır; "hükmedilen emek" (labour commanded). İlkel bir avcı toplumunda bu ikisi birbirine eşittir. Bir geyiği avlamak iki kunduzu avlamak kadar emek istiyorsa, geyik iki kunduza takas edilir; geyiğe harcanan emek ile geyiğin hükmettiği emek aynı şeydir.

Smith'in ünlü geyik-kunduz örneği tam burada devreye girer ve aslında bir tuzaktır. Çünkü o örnek yalnızca sermaye birikiminin ve özel toprak mülkiyetinin henüz var olmadığı bir dünyada işler. Smith'in kendi deyimiyle, sermaye birikiminin ve toprağın sahiplenilmesinin öncesindeki o "ham ve ilkel" durumda, emeğin tüm ürünü işçiye aittir. O zaman değer ile harcanan emek çakışır. Peki ya birikim başlayıp sermaye ve toprak sahnenin içine girince?

1776 Yayım Yılı
Ulusların Zenginliği

ABD Bağımsızlık Bildirgesi ile aynı yıl. Değer teorisi tartışması Birinci Kitap'ın 5, 6 ve 7. bölümlerinde yoğunlaşır.

3 Gelir Türü
Ücret, Kâr, Rant

Smith'in "doğal fiyatı" bu üç gelirin toplamıdır. Emek-değer teorisinin saflığını bozan tam da bu üçleme olur.

Kâr ve Rant Devreye Girince Teori Çatlar

Sermaye sahnenin içine girdiği an, işçi artık ürettiğinin tamamını almaz. Ürünün bir kısmı patrona kâr olarak, bir kısmı toprak sahibine rant olarak gider. Smith bunu açıkça görür ve altıncı bölümde şunu söyler: artık malın değeri yalnızca harcanan emekle açıklanamaz, çünkü fiyatın içinde ücretin yanı sıra kâr ve rant da vardır. Doğal fiyat, bu üç gelirin toplamına dönüşür.

İşte teorinin çatladığı nokta budur. Smith bir elinde emek-değer teorisini tutarken, diğer elinde onu geçersiz kılan bir tespit yapar. Modern kapitalist toplumda, der Smith, değeri belirleyen şey harcanan emek değil; emeğin satın alabildiği şeydir, yani hükmedilen emektir. Böylece Smith sessizce ilk teorisini bırakır ve ikincisine geçer. Çoğu okur bu geçişi fark etmez bile, çünkü Smith iki kavramı sık sık aynıymış gibi kullanır.

Bu, masum bir tutarsızlık değildir. Çünkü iki teori dünyaya iki farklı pencereden bakar. Harcanan emek teorisi şunu söyler: değerin kaynağı üretimdir, işçinin alın teridir; kâr ve rant, işçinin yarattığı değerin bir kısmının başkalarına aktarılmasıdır. Hükmedilen emek teorisi ise değeri mübadelenin, piyasanın, fiyat oluşumunun bir sonucu olarak görür; kâr ve rantı da değerin doğal bileşenleri sayar. Birincisi değeri sömürü sorusuna açar. İkincisi onu kapatır.

Smith neden tek bir teoride karar kılamadı?

Çünkü Smith bir devrimci değil, bir gözlemciydi. Sanayi Devrimi'nin henüz şafağındaydı; önünde olgun bir fabrika kapitalizmi yoktu. Değerin sömürüyle ilişkisini kuramsal bir sonuca bağlamak için ne yeterli veri ne de o veriyi yorumlayacak bir gelenek vardı. Smith gördüğünü dürüstçe yazdı: ilkel toplumda emek değeri belirliyor gibi görünüyor, gelişmiş toplumda ise fiyat üç gelirin toplamına dönüşüyor.

Bu dürüstlük, onu hem tutarsız hem de verimli kıldı. Tutarsız, çünkü iki teori arasında karar veremedi. Verimli, çünkü her iki teoriyi de gelecek kuşaklara açık bıraktı. Ricardo birinciyi alıp saflaştırdı. Marx ise birinciyi alıp radikalleştirdi.

Marx'ın Teşhisi: Ezoterik Smith, Egzoterik Smith

Smith'in içindeki bu çatallanmayı en keskin biçimde teşhis eden kişi, onu en çok kullanan kişiydi: Karl Marx. 1862 ile 1863 arasında kaleme aldığı ve sonradan Artı-Değer Teorileri adıyla yayımlanan dev taslakta Marx, Smith'in metnini bir cerrah titizliğiyle ikiye ayırır. Smith'te, der Marx, iki yöntem aynı anda iş başındadır: bir "ezoterik" yani derinde işleyen yöntem, bir de "egzoterik" yani yüzeyde duran yöntem.

Ezoterik Smith, görünenin ardına geçer. Değerin kaynağını üretim alanında, harcanan emekte arar. Kârın ve rantın, işçinin ürettiği değerden yapılan birer kesinti olduğunu sezer; hatta bir yerde, sermayenin işçinin emeğinin ürününe el koyduğunu neredeyse açıkça söyler. Egzoterik Smith ise yüzeyde kalır. Fiyatları gelirlerin toplamı olarak görür, kârı ve rantı değerin kendiliğinden bileşenleri sayar, mübadelenin görünür yüzeyini tasvir etmekle yetinir.

Marx'ın kendi projesi, açıkça ezoterik Smith'in üzerine inşa edilir. Marx'ın artı-değer kavramı, Smith'in yarım bıraktığı o sezgiyi sonuna kadar götürür: İşçi, çalıştığı sürede kendi ücretinin karşılığından daha fazla değer üretir. Bu fazlaya Marx artı-değer der; kapitalistin kâr olarak el koyduğu şey budur. Yani Marx, Smith'in dürüstçe kaydettiği ama açıklayamadığı boşluğu bir teoriye dönüştürür. Bu anlamda Kapital, Ulusların Zenginliği'nin gizli bölümünün mantıksal sonucudur.

"Smith değeri emekte buldu, sonra emeğin ürününün nereye gittiğini sordu ve kendi sorusundan ürktü. Marx ürkmedi."

Marx'ın Smith'e yönelttiği eleştiri, onu reddetmek değil, tamamlamaktır. Marx, Smith'in artı-değeri kârla özdeşleştirmesini, kâr ile rantı ayrı yasalara tabi iki farklı artı-değer biçimi olarak görememesini bir kusur sayar. Ama bu kusur, Smith'in yöntemindeki o ikiliğin doğal sonucudur. Yüzeyde kalan Smith, derinde gördüğünü sonuna kadar takip edemez. Marx'ın işi, o takibi yapmaktır.

Aynı Smith'ten İki Miras: Ricardo Hattı ve Marjinalist Kopuş

Smith'in çatallı mirası iki ayrı koldan ilerledi. İlk kol, David Ricardo'dan geçer. Ricardo 1817'de yayımladığı eserinde Smith'in harcanan emek teorisini alıp tutarlı hale getirmeye çalıştı. Ona göre malların görece değeri, üretimlerinde içerilen emek miktarına göre belirlenir; kâr ve rant bu değeri yaratmaz, yalnızca onu bölüştürür. Ricardo, Smith'in iki teori arasında gidip gelmesini bir zaaf olarak görür ve birinciyi kurtarmaya çalışır. Marx da bu hattın üzerine basar; kendisinden önceki en titiz emek-değer teorisyeni olarak Ricardo'yu işaret eder.

İkinci kol ise tam ters yöne gider. 1870'lerde Jevons, Menger ve Walras'ın öncülük ettiği marjinalist devrim, değerin kaynağını üretimden tümüyle koparıp tüketicinin zihnine taşıdı. Bu yaklaşıma göre bir malın değeri, ona harcanan emekten değil, son bir biriminin tüketiciye sağladığı marjinal faydadan gelir. Emek-değer teorisi böylece terk edildi; değer, arz ve talebin kesiştiği öznel bir büyüklüğe dönüştü. İlginç olan şu: Bu gelenek de meşruiyetini Smith'ten alır. Çünkü Smith'in egzoterik yüzü, değeri mübadelenin ve piyasanın bir sonucu olarak gören o yüz, marjinalistlerin atasıdır.

Sonuç paradoksaldır. Yirminci yüzyılın iki büyük iktisadi cephesi, Marksist emek-değer geleneği ile neoklasik fayda geleneği, aynı kitaptan doğar. İkisi de Smith'i atası sayar. İkisi de haklıdır, çünkü Smith ikisini de yazmıştır. Ulusların Zenginliği, içinde hem kapitalizmin en güçlü savunusunun hem de en derin eleştirisinin tohumunu taşıyan bir metindir.

Düşünür Değerin Kaynağı Smith'ten Aldığı Yüz Kâr/Rantın Konumu
Smith (1776)İkili: harcanan ve hükmedilen emekHer ikisi deÇözülmemiş çelişki
Ricardo (1817)İçerilen emek miktarıEzoterik (harcanan emek)Değeri böler, yaratmaz
Marx (1867)Soyut toplumsal emekEzoterik, radikalleştirilmişArtı-değere el koyma
Marjinalistler (1870'ler)Öznel marjinal faydaEgzoterik (mübadele/fiyat)Üretim faktörü getirisi

Tablo, değer teorisinin Smith'ten sonraki çatallanmasını gösterir. Tarihler ilgili eserlerin ilk yayım yıllarıdır.

Neden Hâlâ Önemli

Bu, yalnızca bir düşünce tarihi merakı değildir. Smith'in içindeki o çözülmemiş gerilim, bugün hâlâ iktisadın en derin fay hattını işaret eder: Değer üretimde mi yaratılır, yoksa mübadelede mi belirlenir? Bir şirketin piyasa değeri ile çalışanlarının ürettiği gerçek değer arasındaki uçurumu tartışırken; finansallaşmanın reel üretimden kopuşunu sorgularken; emeğin milli gelirden aldığı payın neden düştüğünü açıklamaya çalışırken, hâlâ Smith'in iki yüzü arasında bir yerlerde dururuz.

Smith'i yalnızca görünmez elin azizi olarak okuyanlar, onun en huzursuz edici tarafını kaçırır. O kitabın derininde, sermaye sahnenin içine girdiği an işçinin ürettiğinin tamamını alamadığını sessizce kaydeden bir adam vardır. Bu cümleyi yazan kişi bir devrimci değildi; muhafazakâr mizaçlı, ölçülü bir İskoç ahlak filozofuydu. Ama dürüstlüğü, kendi sistemini eleştirecek silahları düşmanlarına bırakacak kadar büyüktü.

Asıl Tespit

Adam Smith'in "gizli Marx'ı" bir komplo ya da saklı bir niyet değildir. Bir metnin kendi yazarından daha bilge olabileceğinin kanıtıdır. Smith değerin kaynağını ararken kapitalizmin meşrulaştırıcı dilini de, onu sökecek anahtarı da aynı sayfalara yerleştirdi. Bir yüzyıl sonra Marx, o anahtarı bulup kullandı. Ulusların Zenginliği'ni serbest piyasanın kutsal kitabı sananlar, içindeki en tehlikeli cümleleri hiç açmadan geçtiler.

Belki de bir klasiği klasik yapan şey budur. İçinde birden çok kitap barındırması. Smith'i sağ da okur, sol da okur; ikisi de kendi Smith'ini bulur, çünkü iki Smith de oradadır. Geriye okuyucuya bir tek görev kalır: Alıntılanan üç cümlenin ötesine geçip, kimsenin açmadığı o bölümleri okumak.

Bu makalede yer alan bilgi ve değerlendirmeler yalnızca bilgilendirme amacıyla sunulmaktadır; yatırım danışmanlığı veya alım-satım tavsiyesi niteliği taşımaz. Yatırım danışmanlığı sözleşme çerçevesinde sunulmaktadır. Geçmiş performans gelecekteki sonuçların güvencesi değildir. Veriler kamuya açık kaynaklardan derlenmiş olup doğruluk konusunda garanti verilmemektedir. Bu içeriğe dayanılarak alınan kararların sonuçlarından okuyucu şahsen sorumludur.

Kaynaklar ve Referanslar

Smith, A.An Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations. Birinci Kitap, 5, 6 ve 7. Bölümler. 1776. Glasgow Edition / Liberty Fund baskısı.

Marx, K.Theories of Surplus-Value (Artı-Değer Teorileri). Cilt I, Bölüm 3-4. 1862-1863 elyazması. marxists.org

Marx, K.Das Kapital, Cilt I. Meta ve değer teorisi. 1867.

Ricardo, D.On the Principles of Political Economy and Taxation. 1. Bölüm: On Value. 1817.

Meek, R. L.Studies in the Labour Theory of Value. Lawrence & Wishart, 1956.

Robinson, J. & Subrick, J. R.Adam Smith and the Labor Theory of Value. Journal of Economic Behavior and Organization, 2021.

Petrolandeco

petrolandeco.com  ·  Enerji Ekonomisi ve Küresel Piyasalar

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Avrupa Jet Yakıtı Krizine Girerken Türkiye Neden Rahat?

Tarihi Gizli Belgeler ile Petrol Oyununda Türkiye

Benzin ile Mazot Marjları Neden Farklı Davranır?