Yüzde 20'yi Tutturan Banka ile Yüzde 2'yi Kaçıran Banka
Yüzde 20'yi Tutturan Banka ile Yüzde 2'yi Kaçıran Banka
Fiyat istikrarı üzerine bildiğinizi sandığınız her şey
Çoğu insan fiyat istikrarını basit sanır. Enflasyon düşükse iyidir, yüksekse kötüdür. Bu cümle yanlış değildir ama bir merkez bankacısının kafasındaki resmin yanına bile yaklaşamaz. Çünkü fiyat istikrarı bir sayının küçüklüğü değildir; paranın üç işlevinin, yani değişim aracı, hesap birimi ve değer saklama aracı olma özelliklerinin birlikte korunabilmesidir.
Bu yazı, sıradan görünen bir sorunun, yani "enflasyonu sürekli %20'de tutan bir banka başarılı mıdır" sorusunun, aslında modern makroekonominin en çetin tartışmalarından birine açılan gizli bir kapı olduğunu göstermek için yazıldı. Okumayı bitirdiğinizde, başladığınızdan daha az emin olacaksınız. Bu bir kusur değil, amaçtır. İlerledikçe ayağınızın altındaki zeminin birkaç kez kaydığını hissedeceksiniz, ve bu his tam olarak konunun hak ettiği derinliğin işaretidir.
İlk Yanılgı: Fiyat İstikrarı Sıfır Enflasyon Değildir
İlk yanılgıyı baştan dağıtalım. Fiyat istikrarı sıfır enflasyon demek değildir. Dünyanın büyük merkez bankaları, Avrupa Merkez Bankası, Federal Rezerv, İngiltere Merkez Bankası, %2 civarında pozitif bir oranı hedefler. Sıfırı değil. Bunun nedeni teknik ama hayatidir: %0 enflasyon, ekonomiyi deflasyon riskine, nominal ücretlerin aşağı yapışkanlığına ve faiz politikasının sıfır alt sınırına tehlikeli biçimde yaklaştırır.
Yani fiyat istikrarının kendisi bile, sandığınız gibi "fiyatların hiç oynamaması" anlamına gelmiyor. Hedeflenen şey hareketsizlik değil, öngörülebilir ve ılımlı bir harekettir. Aklınızdaki o pırıl pırıl "ideal", yani fiyatların yıldan yıla taş gibi sabit durduğu dünya, daha şimdiden çatladı. Merkez bankacısı sabitliği değil, sürprizsizliği satın almaya çalışır. İkisi aynı şey değildir, ve bu ayrım yazının geri kalanının bütün ağırlığını taşıyacak.
Şimdi sizi ilk kez sallayacak düşünce deneyini koyalım masaya. İki ülke hayal edin. Birinci ülkede enflasyon tam 40 yıldır kesintisiz %20'dir. Sapma yok, sürpriz yok, her yıl %20. İkinci ülkede enflasyon ortalama %4'tür ama bir yıl %1, ertesi yıl %9, sonraki yıl %2, sonra %7 şeklinde zıplar. Şimdi cebinizdeki parayla 10 yıl sonrasına bir sözleşme yapacaksınız. Hangi ülkede daha rahat hesap yaparsınız?
Cevabınız büyük olasılıkla birinci ülkeydi. Oysa birinci ülkenin enflasyonu, ikincisinin tam 5 katı. Demek ki içgüdünüz, yüksek ama öngörülebilir olanı, düşük ama kaprisli olana tercih etti. Bu rahatsız edici, değil mi? Daha yeni başlıyoruz.
Seviye ile Varyans: İki Ayrı Sınav
Burada seviye ile varyansı birbirinden ayırmak gerekir. Bir merkez bankasının başarısının iki ayrı ekseni vardır: enflasyonun ne kadar düşük olduğu ve ne kadar öngörülebilir olduğu. %20'de istikrarla duran banka, en azından ikinci sınavı geçer. Beklenti çıpasını kurmuş, ekonomik aktörlerin sözleşmelerini, ücret pazarlıklarını ve faiz hesaplarını oturtabileceği bir zemin yaratmıştır.
Enflasyonun %5 ile %60 arasında savrulduğu bir ülke, ortalaması %20'nin altında olsa bile bu öngörülebilirlikten yoksundur ve çoğu iktisatçı için ikincisi daha zehirlidir. İstikrarlı yüksek enflasyon, istikrarsız düşük enflasyondan daha az yıkıcı olabilir. Bu cümle ilk duyuşta yanlış gelir; üzerine düşününce kaçınılmaz hale gelir.
Manipülatif Soru: Düzenli Artan Fiyat da İstikrar Değil mi?
Şimdi en kışkırtıcı iddiaya geliyoruz. Fiyatlar her yıl tıkır tıkır %20 artıyorsa, bu da bir tür fiyat istikrarı değil midir? Cevap vermeden önce kavramı çıplak bırakalım. "İstikrar" kelimesi neyin istikrarı? Eğer "fiyat seviyesinin istikrarı" diyorsanız, %20 enflasyon bunu açıkça ihlal eder, çünkü seviye her yıl yükselir. Ama eğer "enflasyon oranının istikrarı" diyorsanız, değişmeyen %20 mükemmel bir istikrardır.
İşte dilin kurduğu tuzak buradadır. "Fiyat istikrarı" terimi, aslında "fiyat seviyesi istikrarı" ile "enflasyon oranı istikrarı" arasında gizliden gizliye gidip gelir ve çoğu insan ikisini birbirine karıştırır. Manipülatif olan kişi, sizi "değişmeyen %20 de bir istikrardır" diyerek ilk tanıma çeker. Akademik olan kişi ise size şunu sorar: peki bu istikrarlı %20, paranın değer saklama işlevini koruyor mu?
Bir düşünce deneyi. %20 enflasyonun değişmez olduğu o ülkede, yatağınızın altına 100 lira koydunuz ve 4 yıl unuttunuz. %20 bileşik enflasyonla, o 100 liranın 4 yıl sonraki reel değeri yaklaşık 48 liradır. Yani paranızın yarısı, hiçbir hırsız girmeden, hiçbir kriz olmadan, sırf "istikrarlı" enflasyon yüzünden buharlaştı.
Şimdi söyleyin: 4 yılda satın alma gücünün yarısını eriten bir sisteme "istikrar" demeye diliniz varıyor mu? Oran istikrarlıydı, evet. Ama değer istikrarsızdı. Para, hesap birimi olarak çalışıyordu belki, ama değer saklama aracı olarak çöküyordu. "Fiyatlar düzenli artıyorsa bu da istikrardır" cümlesi, işte bu yüzden yarı doğru yarı tuzaktır.
Steril Dünya: Her Şey Tam %20 Artarsa
Üstelik bu kışkırtıcı iddianın altında saklı bir gerçeklik daha var ve bu sizi öbür tarafa savuracak. Şimdiye kadar gizli bir varsayımla konuştuk: sanki %20 enflasyon herkesi eşit vuruyormuş gibi. Bu neredeyse hiçbir zaman doğru değildir. Burada manşet enflasyon ile fiyat dağılımını ayırmak gerekir.
Önce hayali, steril bir dünya kuralım. Bir ülkede enflasyon %20'dir ama tam tamına her şey %20 artar. Maaşınız %20, kiranız %20, ekmek %20, faiz %20, vergi dilimleriniz %20 ötelenir. Bu dünyada enflasyon ekonomik bir olay değil, muhasebesel bir olaydır. Bütün fiyat etiketlerine ve bütün gelirlere aynı anda bir çarpan uygulanmış gibidir. Kimsenin reel satın alma gücü değişmez.
İktisatçıların "paranın süper-nötralitesi" dediği teorik uç durum tam budur: paranın miktarındaki değişim, reel değişkenleri hiç etkilemez, sadece nominal etiketleri büyütür. Bu steril dünyada %20 enflasyon, menü ve ayakkabı eskitme maliyetleri dışında, kimseyi gerçekten fakirleştirmez. Çünkü dağılım kusursuz homojendir.
Menü maliyeti: İşletmelerin fiyatları sürekli güncellemek zorunda kalmasının yükü. Ayakkabı eskitme maliyeti: Nakit tutmanın pahalılaşmasıyla insanların bankayla ve finansal işlemlerle harcadığı zaman ve emek.
Vergi bozulması: Çoğu vergi nominal değerler üzerinden işlediğinden, enflasyon görünmez bir vergi artışı yaratır. Bu maliyetler steril dünyada bile vardır; dağılım homojen olsa dahi yok olmazlar.
Çarpık Dünya: Masum Görünen Yüzde 2
Şimdi terazinin öbür kefesine, masum görünen rakamı koyun. Başka bir ülkede enflasyon yalnızca %2. Manşette küçük, ideal, neredeyse mükemmel. Ama içine bakın. Ücretler ortalama %1,5 artmış. Bazı temel gıda ürünleri %3,5 artmış. Kira %5 artmış. Buna karşılık televizyon, telefon, beyaz eşya fiyatları %2 düşmüş ve bu düşüş ortalamayı aşağı çekerek manşeti %2'de tutmuş.
Şimdi sorun: bütçesinin büyük kısmını kiraya ve gıdaya harcayan, geliri %1,5 artan bir kişi için "gerçek" enflasyon nedir? Onun cebinden çıkan paraya göre enflasyon %2 değil, belki %4'tür, belki daha fazla. Üstelik geliri enflasyonun gerisinde kaldığı için reel olarak fakirleşmiştir. Manşet %2 derken, bu insan her ay biraz daha geriye kaymaktadır. Onun yıllık reel ücret kaybı, kabaca %1,5 eksi yaşadığı gerçek enflasyon, yani belki -%2,5'tir.
Kusursuz homojen bir %20 enflasyon, çarpık dağılımlı bir %2 enflasyondan, belirli kesimler için daha adil olabilir. Çünkü enflasyonun asıl yıkıcı gücü ortalamasında değil, dağılımındadır.
Bir kez daha sallayalım. Diyelim ki birinci ülkede enflasyon %20 ama herkesin geliri de %20 artıyor, kimse görece fakirleşmiyor. İkinci ülkede enflasyon %2 ama bir grubun geliri %6 artarken, başka bir grubun geliri %0 kalıyor. İkinci ülkenin manşeti çok daha güzel. Ama ikinci ülkede, geliri donmuş o grup için ne oldu? Onların satın alma gücü %2 azaldı, üstelik tam yanlarında başkaları zenginleşirken. Birinci ülkede ise kimse kimseye göre kaybetmedi.
Şimdi tekrar sorun: hangi ülke daha "istikrarlı"? Manşet rakam birini, yaşanan adalet ötekini işaret ediyor. Kafanız karıştıysa, doğru yoldasınız. Çünkü "istikrar" tek bir şey değil; hangi istikrardan bahsettiğinize bağlı.
İktisat bu olguyu nispi fiyat değişkenliği kavramıyla inceler. Enflasyon yükseldikçe yalnızca genel seviye artmaz, fiyatların birbirine göre konumu da daha çok oynar; bazı sektörler öne fırlar, bazıları geride kalır. Bu, kazananlar ve kaybedenler yaratır. Geliri otomatik endekslenen kamu çalışanı korunurken, pazarlık gücü zayıf çalışan geride kalır. Varlığını gayrimenkulde tutan zenginleşirken, birikimini nakitte veya düşük faizli mevduatta tutan eriyip gider. Enflasyon, hiçbir parlamentodan geçmeyen, hiçbir seçmenin onaylamadığı en sessiz servet transferidir.
Banka "çekirdek enflasyon düşük, istikrar var" derken, hane halkı mutfakta tam tersini yaşıyor olabilir. Resmi gerçeklik ile yaşanan gerçeklik arasındaki bu makas, fiyat istikrarının en politik damarıdır.
Burada manşet ile çekirdek enflasyon ayrımı da devreye girer. Çekirdek enflasyon, gıda ve enerji gibi oynak kalemleri dışlayarak fiyat hareketinin altındaki eğilimi yakalamaya çalışır. Politika yapıcı için kullanışlı bir araçtır. Ama bir vatandaş için neredeyse hakaret gibidir, çünkü o vatandaşın bütçesinin en büyük kalemleri tam da çekirdeğin dışladığı gıda ve enerjidir.
İki Banka, İki Mercek, İki Zıt Cevap
Şimdi en başa, o iki bankaya dönelim ve soruyu artık çok daha keskin bir bıçakla keselim. Enflasyonu %2'den %4'e çıkaran banka mı, yoksa %20'den %24'e çıkaran banka mı daha başarısızdır? Dikkat: biri oranı 2 katına çıkardı, %2'den %4'e, yani %100'lük bir sapma. Öteki oranı yalnızca beşte bir artırdı, %20'den %24'e. Yüzde olarak ilk banka çok daha büyük bir hata yaptı. Ama puan olarak ikinci banka 4 puan ekledi, ilki 2 puan. Hangi ölçü doğru? İşte ilk tuzak burada: "ne kadar arttı" sorusunun cevabı bile, hangi gözlükle baktığınıza göre değişiyor.
| Mercek | Daha Başarısız Olan | Gerekçe |
|---|---|---|
| Refah maliyeti | %20 → %24 çıkan | Maliyet doğrusal değil dışbükeydir; yüksek bölgede marjinal zarar büyür. |
| Kredibilite / sinyal | %2 → %4 çıkan | Düşük enflasyon rejiminin güven sözleşmesini kırar; beklenti çıpasını koparabilir. |
| Taahhüde sadakat | Sözünü bozan | Hangi seviyede olursa olsun, ilan ettiği patikadan sapan başarısızdır. |
Tablodaki değerlendirmeler kavramsal çerçeve amaçlıdır; yatırım tavsiyesi değildir.
Birinci mercek mutlak refah maliyetidir ve bu mercek doğrusal değil, dışbükeydir. İktisat literatürünün yerleşik bulgusu şudur: enflasyonun zararı seviyesiyle birlikte hızlanarak artar. Yani %20'den %24'e geçişin verdiği marjinal zarar, %2'den %4'e geçişin marjinal zararından daha büyüktür. Yüksek enflasyon bölgesinde endeksleme yaygınlaşır, sözleşme vadeleri kısalır, fiyatlama davranışı bozulur ve en kritiği, enflasyonun seviyesi yükseldikçe oynaklığı da artar. Bu mercekten bakınca %24'e çıkan banka çok daha tehlikeli bir araziye girmiştir.
Ama ikinci merceği kaldırın gözünüze, manzara tersine döner. Bu mercek kredibilite ve sinyaldir. %2 hedefiyle yaşayan bir ülkede enflasyonun %4'e çıkması, sadece 2 puanlık bir kayma değildir; bir sözün bozulmasıdır. Halk %2'ye inanıyordu, banka bu inancı kırdı. Beklentilerin çıpadan kopması riski doğar. Oysa zaten %20 ile yaşamayı öğrenmiş bir toplumda beklentiler büyük olasılıkla çoktan çıpasızdır ya da geçmişe bakarak ayarlanır; %24'e çıkış marjinal bir kötüleşmedir, bir rejim çöküşü değildir. Bu mercekten bakınca %2'den %4'e çıkış, yarattığı güven tahribatı yüzünden daha vahim olabilir.
Düğümü Çözen Kavram: Niyet ve Patika
İki mercek, iki zıt cevap. Refah teorisi "%24'e çıkan daha kötü" diyor, kredibilite teorisi "%4'e çıkan daha kötü olabilir" diyor. Peki hangisi haklı? İşte tam burada modern merkez bankacılığının en zarif kavramı düğümü çözer: niyet ve patika.
Bir merkez bankasının başarısı, tek bir anlık gözlemle ölçülmez. İlan ettiği hedefe ve o hedefe giden patikaya ne kadar sadık kaldığıyla ölçülür. Esnek enflasyon hedeflemesi çerçevesinde bankanın kayıp fonksiyonu, enflasyonun kendi ilan ettiği hedeften sapmasının karesidir. Dikkat edin, mutlak seviyeden değil, kendi sözünden sapmasından bahsediyoruz. %20'yi hedef ilan etmiş bir banka için %24'e çıkış, 4 puanlık bir söz ihlalidir. %2 hedefli banka için %4'e çıkış, 2 puanlık bir ihlaldir. Bu çerçevede, paradoksal biçimde, kendi sözüne daha sadık kalan banka, mutlak enflasyonu daha yüksek olsa bile daha başarılı sayılabilir.
Ama buradaki tuzağa da düşmeyin. Eğer %20'deki banka aslında bir dezenflasyon patikası ilan etmişse, "enflasyonu kademeli %20'den %10'a indireceğim" demiş ve sonra %24'e çıkmışsa, o banka yalnızca sapmamış, sözünün tam tersini yapmıştır. Bu, basit bir hedef sapmasından çok daha ağırdır; bir taahhüt ihanetidir. Tersine, %2 hedefli banka enflasyonu %4'e, bilinçli olarak, bir durgunlukla mücadele için, geçici olduğunu inandırıcı biçimde taahhüt ederek çıkarmışsa, optimal politika çerçevesinde başarılı bile sayılabilir.
Burada Kydland ve Prescott'un yarım yüzyıl önce formüle ettiği zaman tutarsızlığı problemi ve "kurallar mı, takdir yetkisi mi" tartışması bütün ağırlığıyla masaya iner. Başarı, sonucun kendisinde değil, sonuca giden yolun tutarlılığında aranır.
Üç Bankalı Son Deney
Son bir düşünce deneyiyle kafanızı tam ortasından bölelim. Üç banka düşünün. A bankası enflasyonu 30 yıldır tıkır tıkır %20'de tutuyor, hiç şaşmıyor. B bankası enflasyonu %2 hedefliyor ama gerçekleşen her yıl %0 ile %5 arasında zıplıyor, ortalama %2 ama tahmin edilemez. C bankası enflasyonu %2'de tutuyor ama bunu yaparken gelir dağılımını öyle bozuyor ki nüfusun yarısı her yıl reel olarak fakirleşiyor.
Şimdi soru: hanginiz hangi ülkede yaşamak isterdiniz, ve daha da önemlisi, hangi banka "başarılı"? A öngörülebilir ama fakirleştiriyor. B düşük tutuyor ama güven vermiyor. C rakamı tutturuyor ama adaleti çökertiyor. Üçünün de bir sınavı geçip bir sınavı çaktığını fark ettiniz mi? İşte fiyat istikrarının çıplak gerçeği bu: tek bir rakamla ölçülen tek boyutlu bir başarı yoktur.
Geriye Kalan Rahatsız Edici Sonuç
Şimdi geri çekilip bütün tabloya bakın. Başladığımız yerde basit bir soru vardı: %20'yi tutan banka başarılı mı? Bu soruyu yanıtlamaya çalışırken katman katman açıldı. Fiyat istikrarının %0 enflasyon olmadığını gördük. Seviye ile öngörülebilirliğin ayrı şeyler olduğunu gördük. "Düzenli artan fiyatın da bir istikrar olduğu" iddiasının, oranın istikrarını paranın istikrarı sanmaktan doğan bir yarı tuzak olduğunu gördük. Enflasyonun maliyetinin doğrusal değil dışbükey olduğunu gördük. Manşet rakamın altındaki dağılımın, ortalamanın kendisinden daha belirleyici olabileceğini gördük. Homojen %20'nin, çarpık %2'den belirli kesimler için daha az adaletsiz olabileceğini gördük.
Ve nihayet başarının, mutlak bir rakamda değil, bankanın kendi sözüne sadakatinde ve beklentileri çıpalama kapasitesinde aranması gerektiğini gördük. Geriye tek bir rahatsız edici sonuç kalıyor. "İyi" bir merkez bankasının ne olduğu sorusunun tek bir doğru cevabı yoktur. Hangi merceği seçtiğinize, hangi kaybı tartmaya razı olduğunuza, kimin refahını öncelediğinize göre cevap değişir.
Endeksli geliriyle korunan memurun cevabıyla, nakit birikimi eriyen emeklinin cevabı aynı değildir. Manşet rakama bakan ekonomistin cevabıyla, market kasasında bekleyen hane halkının cevabı aynı değildir. Ve belki de fiyat istikrarı denen şey, hiçbir zaman bir rakam değil, bir vaadin tutulup tutulmadığına dair toplumsal bir inanç meselesidir.
Bu yazıya %20'yi mi yoksa %2'yi mi tercih edersiniz diye başladınız. Umarım şimdi, sorunun kendisinin yanlış kurulduğunu düşünüyorsunuz. Çünkü doğru soru "kaç" değil, "kimin için, ne kadar öngörülebilir ve hangi söze sadık" sorusudur. Ve eğer bu yazının sonunda kafanız başladığınızdan daha karışıksa, içiniz rahat olsun: o karışıklık cehalet değil, konuyu nihayet hak ettiği derinlikte görmenin ta kendisidir.
Finn E. Kydland, Edward C. Prescott, "Rules Rather than Discretion: The Inconsistency of Optimal Plans", Journal of Political Economy, 1977.
Lars E. O. Svensson, "Inflation Forecast Targeting: Implementing and Monitoring Inflation Targets", European Economic Review, 1997.
Ben S. Bernanke, Frederic S. Mishkin, "Inflation Targeting: A New Framework for Monetary Policy?", Journal of Economic Perspectives, 1997.
Avrupa Merkez Bankası ve Federal Rezerv resmi enflasyon hedefi tanımları, ilgili kurumların yayın arşivleri (ecb.europa.eu, federalreserve.gov).
Bu makalede yer alan bilgi ve değerlendirmeler yalnızca bilgilendirme amacıyla sunulmaktadır; yatırım danışmanlığı veya alım-satım tavsiyesi niteliği taşımaz. Yatırım danışmanlığı sözleşme çerçevesinde sunulmaktadır. Geçmiş performans gelecekteki sonuçların güvencesi değildir. Veriler kamuya açık kaynaklardan derlenmiş olup doğruluk konusunda garanti verilmemektedir. Bu içeriğe dayanılarak alınan kararların sonuçlarından okuyucu şahsen sorumludur.
petrolandeco.com

geri döne döne severek okuyoruz hocam saygılar sevgiler
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim, sağolunuz...
Sil