Mühendis ile Finansçının Sessiz Savaşı
Mühendis ile Finansçının Sessiz Savaşı
Veblen'in endüstri ile iş ayrımı ve özel mülkiyet sorusu
Bir fabrikanın bütün gün durduğunu düşünün. Makineler çalışır durumda, hammadde depoda, işçiler kapıda bekliyor. Üretimi engelleyen tek şey, üretilen malın fiyatının patronun istediği seviyenin altında olması. İşte Thorstein Veblen'in yüz yıldan uzun süre önce işaret ettiği çatlak tam buradadır: Bir şeyi yapabilme yetisi ile o şeyi yapmaya izin verme kararı, modern kapitalizmde aynı elde toplanmamıştır. Biri mühendisin dünyasıdır, diğeri finansçının.
Aynı Çatı Altında İki Yabancı Mantık
Thorstein Veblen, 1899'da yayımlanan Aylak Sınıfın Teorisi ile tanınmış olsa da, kapitalizmin iç çelişkisine dair en keskin tahlilini 1904 tarihli İş Girişiminin Teorisi adlı eserinde ortaya koydu. Buradaki temel hamle, çoğu iktisatçının tek bir bütün olarak gördüğü modern ekonomiyi ikiye bölmektir. Veblen'e göre sanayi uygarlığı, birbirine yapışmış ama özünde birbirine yabancı iki ayrı süreçten oluşur. Bunlardan ilki endüstridir; ikincisi ise iştir, yani girişimciliğin mali boyutu.
Endüstri kelimesini Veblen son derece teknik bir anlamda kullanır. Onun için endüstri, malların ve hizmetlerin fiilen üretilmesini sağlayan maddi süreçtir: Makinelerin işleyişi, mühendislik bilgisi, teknik beceri, üretim hatlarının senkronizasyonu. Bu alanın kendine ait bir mantığı vardır ve bu mantık tamamen verimlilik üzerine kuruludur. İyi bir mühendis için bir sürecin değeri, ne kadar çok ürünü ne kadar az israfla ortaya koyduğuyla ölçülür. Bu dünyada para ikincildir; asıl olan, doğanın ve makinenin dilini doğru okumaktır.
İş ise bambaşka bir alandır. Veblen'in deyişiyle iş adamı üretimle değil, mülkiyetle ve mübadeleyle ilgilenir. Onun ölçü birimi ürün miktarı değil, kârdır. Bir iş adamı için fabrikanın değeri, ne ürettiğinde değil, ne kazandırdığında yatar. Bu ikisi çoğu zaman örtüşür gibi görünür; sonuçta daha çok üretmek genellikle daha çok kazanmak demektir. Ama Veblen'in bütün dehası, bu iki mantığın örtüştüğü değil, ayrıştığı anları görmesindedir.
Veblen'in endüstri ile iş ayrımını sistematik biçimde kurduğu temel eser.
Üretimi yönetenler ile finanse edenler arasındaki gerilimi en açık ifade eden geç dönem eseri.
Üretimi Kısıtlamak Bir Hata Değil, Bir Yöntemdir
Veblen'in en provokatif kavramı sabotajdır. Bu kelimeyi bugünkü çağrışımından arındırmak gerekir; Veblen bununla bir suikast ya da makine kırıcılığı kastetmiyordu. Onun tanımıyla sabotaj, verimliliğin bilinçli biçimde geri çekilmesidir. Fransızca kökenli bu terimi, işin günlük dilinden alıp iktisadi bir kategoriye dönüştürdü: Üretimi yavaşlatmak, kısıtlamak, hatta tümüyle durdurmak, çoğu zaman iş adamının çıkarına olan rasyonel bir karardır.
Mantık şaşırtıcı derecede basittir. Eğer bir piyasa belirli bir maldan fazla üretirse, fiyat düşer. Fiyat düşünce kâr marjı erir. Dolayısıyla mülk sahibinin çıkarı, çoğu durumda mümkün olan en yüksek üretimde değil, fiyatı koruyan ölçülü bir üretimdedir. Mühendis "daha fazla, daha iyi, daha ucuz" der; iş adamı ise "yeterince, ama pahalı" der. Modern kapitalizmde kararı veren, neredeyse her zaman ikincisidir.
Bu tahlil, kapitalizmi savunanların alıştığı tablonun tam tersini çizer. Klasik iktisadın anlatısında piyasa, kıtlığı yenmek için kurulmuş bir bolluk makinesidir. Veblen ise tam da bu noktada durur ve sorar: Eğer endüstriyel kapasitemiz herkesi doyurmaya yetiyorsa, neden yokluk devam ediyor? Cevabı, sistemin bir kusurunda değil, tam da mantığında bulur. Kâr, bolluğun değil, ayarlı kıtlığın çocuğudur. Bolluk fiyatı öldürür; kıtlık ise besler.
"Endüstri ne kadar üretebileceğini bilir; iş ise ne kadarına izin verileceğine karar verir. Aradaki fark, kâr denilen şeyin yaşadığı yerdir."
Burada dikkat edilmesi gereken bir incelik vardır. Veblen, iş adamlarını ahlaki olarak suçlamaz; onları açgözlü ya da kötü niyetli olarak resmetmek niyetinde değildir. Tam tersine, mali mantık içinde hareket eden bir mülk sahibinin üretimi kısıtlaması son derece akılcıdır. Sorun bireyde değil, yapıdadır. Sistem öyle kurulmuştur ki, toplumun maddi refahını artıracak olan tam kapasite üretim ile bireyin servetini artıracak olan kısıtlı üretim çoğu zaman zıt yönleri gösterir. İşte modern ekonominin kalbindeki sessiz çelişki budur.
Sahiplik, Üretimden Koptuğunda
Veblen'in tahlili, kapitalizmin geçirdiği bir dönüşümle daha da keskinleşir. Erken sanayi çağında fabrikanın sahibi çoğu zaman onu fiilen işleten kişiydi; üretimi bilir, makineyi tanır, işçiyle aynı zemini paylaşırdı. Ne var ki anonim şirketin ve borsanın yükselişiyle birlikte mülkiyet, üretim sürecinden fiziksel ve zihinsel olarak koptu. Hisse senedi sahibi olan kişi, sahip olduğu şeyin nasıl üretildiğine dair hiçbir bilgiye sahip olmak zorunda değildir. Onun ilgilendiği tek şey, elindeki kâğıdın getirisidir.
Bu kopuş, Veblen'in en derin gözlemlerinden birine kapı aralar. Mülkiyet artık somut bir varlığa değil, gelecekteki kazanç beklentisine dayanır. Bir şirketin borsadaki değeri, fabrikalarının tuğlasından, makinelerinin çeliğinden ibaret değildir; çok daha büyük ölçüde, o şirketin gelecekte kazanç sağlama gücüne dair bir tahmindir. Veblen bu görünmez varlığa, yani şirketin kazanç kapasitesinin sermayeleştirilmiş haline özel bir önem verir. Modern servetin büyük kısmı maddi değil, malidir; üretilen şeyde değil, üretim üzerinde kurulan tahakküm hakkında yatar.
İşte tam bu noktada finans kapitalisti sahneye çıkar. Üretimin teknik yönetimi mühendisin elindedir, ama kararların kararı, yani neyin ne zaman ve ne kadar üretileceğine dair son söz, üretimi finanse eden ve sahipliğini elinde tutan finansördedir. Mühendis bilir; finansör buyurur. Ve finansörün buyruğu, üretim mantığına göre değil, mali mantığa göre verilir. Veblen'in kaygısı tam da budur: Sanayi uygarlığının kaderi, onu en iyi anlayanların değil, ondan en çok kazananların eline geçmiştir.
Veblen, bir şirketin piyasa değerinin büyük bölümünün fiziksel varlıklarından değil, gelecekteki kazanç beklentisinden kaynaklandığını öne sürdü. Bu beklentinin sermaye olarak fiyatlanması, mülkiyeti somut üretimden uzaklaştırır.
Sonuç: Servetin kaynağı, bir şey üretmek değil, üretim üzerinde tanınan ayrıcalıklı bir hakka sahip olmaktır. Bu hak, hukuken özel mülkiyet biçiminde tescil edilir.
Kapitalizmin Özel Mülkiyete İhtiyacı Var mı?
Bütün bu tahlil, kaçınılmaz biçimde rahatsız edici bir soruya götürür. Eğer malları fiilen üreten endüstriyel süreçse ve bu sürecin kendi içsel mantığı verimlilik ile bolluksa, o halde üretim üzerinde özel mülkiyet hakkı neye yarar? Veblen'in çerçevesinde özel mülkiyet, üretimin teknik bir gereği değildir. Bir fabrikanın kime ait olduğu, o fabrikanın nasıl çalıştığını değiştirmez; demir, ısıtıldığında kimin mülkü olduğuna bakmaksızın aynı sıcaklıkta dövülür.
Buradan, özel mülkiyetin üretim için değil, gelirin paylaşımı için var olduğu sonucu çıkar. Mülkiyet, üretilen değerin bir kısmına el koyma hakkını tanıyan hukuki bir düzenektir. Veblen'in dilinde mülk sahibi, çoğu zaman üretime hiçbir katkı yapmadan, yalnızca sahip olduğu için pay alandır. Bu yüzden onun analizinde sahiplik ile üretkenlik arasındaki bağ giderek incelir ve nihayetinde kopar. Sahip, üretimin koşulu değil, üretimin üzerine konulmuş bir gümrük kapısıdır.
Ancak burada Veblen'i basit bir mülkiyet karşıtı gibi okumak yanıltıcı olur. Onun gözlemi normatif bir slogandan çok, yapısal bir teşhistir. Veblen'in dikkat çektiği şey, mülkiyetin üretim açısından gereksiz olduğu değil, kapitalizmde sahiplik mantığının üretim mantığına hükmettiğidir. Soru, mülkiyetin var olup olmaması değildir; soru, kararı kimin verdiğidir. Ve modern düzende kararı, üretimi anlayan değil, üretime sahip olan verir.
Veblen'in çerçevesi bu soruyu doğrudan sorar ama tam olarak yanıtlamaz. Endüstriyel sürecin kendi içsel verimlilik mantığı olduğunu söylemek, o sürecin yönlendirilmeye, koordinasyona ve kaynak dağıtımına ihtiyaç duymadığı anlamına gelmez. Birinin, neyin üretileceğine ve kıt kaynakların nereye akacağına karar vermesi gerekir.
Veblen'in örtük varsayımı, bu kararın mali kâr yerine teknik akıl tarafından verilebileceğiydi. Eleştirmenleri ise tam burada itiraz eder: Fiyatlar ve mülkiyet, sadece bir el koyma aracı değil, aynı zamanda dağınık bilgiyi toplayan ve kıtlığı işaretleyen bir sinyal sistemidir. Bu sinyali kaldırırsanız, mühendisin neyi ne kadar üreteceğini bileceği bilgiyi de kaldırmış olursunuz.
Mühendislerin Ütopyası ve Sınırları
Veblen, 1921 tarihli Mühendisler ve Fiyat Sistemi adlı eserinde bu çelişkinin mantıksal sonucunu çıkardı. Eğer üretimi fiilen mühendisler ve teknisyenler yürütüyorsa, eğer mali sahiplik üretim açısından bir engelden başka bir şey değilse, o halde sanayi sistemi neden onu en iyi anlayanlar tarafından yönetilmesin? Bu düşünce, dönemin teknokratik akımlarına ilham verdi ve üretimin mali çıkardan arındırılmış, teknik akılla yönetilen bir düzene devredilmesi fikrini gündeme taşıdı.
Ne var ki Veblen, bu fikri savunurken bile temkinliydi. Mühendislerin böyle bir devralmaya ne istekli ne de örgütlü olduğunu açıkça gördü; onları toplumsal bir sınıf olarak harekete geçecek bir güç olarak değil, olsa olsa potansiyel bir olasılık olarak değerlendirdi. Bu temkinlilik haklı çıktı. Mühendislerin yönetimi devraldığı bir dünya hiçbir zaman gerçekleşmedi ve teknokrasi düşüncesi tarihsel olarak çoğu zaman daha karanlık biçimlere savruldu.
Veblen'in çerçevesinin en zayıf noktası da burada belirir. Teknik akıl, neyin nasıl üretileceğini söyleyebilir, ama neyin üretilmeye değer olduğunu söyleyemez. Bir mühendis bir köprünün en verimli biçimde nasıl yapılacağını bilir; ancak o köprünün hiç yapılmaması gerektiğine, kaynakların başka bir yere gitmesi gerektiğine dair kararı teknik bir hesap veremez. Bu, değerler ve tercihler alanına aittir. Mali sistemin, bütün çarpıklığına rağmen yaptığı şey, bu tercihleri fiyat biçiminde toplulaştırmaktır. Veblen, sahipliğin üretime yabancılığını parlak biçimde gösterdi; ama sahipliğin aynı zamanda bir karar ve bilgi düzeneği olduğunu yeterince ciddiye almadı.
Veblen'in kalıcı dersi
Sorun, kapitalizmin üretemiyor olması değildir; tam tersine, üretebildiğinden azını üretmeyi sıklıkla daha kârlı bulmasıdır. Endüstri ile iş arasındaki çatlak kapanmaz, çünkü bu çatlağın kendisi kârın kaynağıdır. Bu yüzden bolluk çağında bile kıtlık, bir kaza değil, sistemin sessiz bir tercihi olarak sürer.
Bugün Veblen'i yeniden okumak, onun her sonucunu kabul etmeyi gerektirmez. Finans kapitalinin üretimi yönettiği bir dünyada neyin kaybedildiği sorusu, hâlâ rahatsız edici biçimde günceldir. Hisse geri alımlarıyla şişirilen değerlemeler, kısa vadeli getiriler uğruna ertelenen yatırımlar, üretken kapasitenin mali mühendisliğe kurban edildiği örnekler, Veblen'in bir asır önce çizdiği tabloyu yabancı kılmıyor. Onun ayrımı bir reçete değil, bir mercekti; ve bu mercek, kapitalizmin neden bazen kendi imkânlarının gerisinde durmayı seçtiğini hâlâ açıklıyor.
Kapitalizmin özel mülkiyete ihtiyacı var mı? Veblen'in cevabı katmanlıdır. Üretim açısından, sahiplik teknik bir zorunluluk değildir; demir herkesin demiri olarak da dövülebilir. Ama dağıtım, koordinasyon ve karar açısından, mülkiyet sistemin işleyişine öyle sıkı dokunmuştur ki, onu çekip almak başka bir karar düzeneği kurmadan mümkün değildir. Veblen bize mülkiyetin üretimden ne kadar koptuğunu gösterdi. Geriye kalan ve hâlâ yanıtlanmamış olan soru, o kopuşu onarmanın mı, yoksa onunla yaşamayı öğrenmenin mi daha az maliyetli olduğudur.
Kaynaklar ve Referanslar
Veblen, T. — The Theory of Business Enterprise. Charles Scribner's Sons, 1904.
Veblen, T. — The Engineers and the Price System. B. W. Huebsch, 1921.
Veblen, T. — The Theory of the Leisure Class. Macmillan, 1899.
Veblen, T. — Absentee Ownership and Business Enterprise in Recent Times. B. W. Huebsch, 1923.
Bu makalede yer alan bilgi ve değerlendirmeler yalnızca bilgilendirme amacıyla sunulmaktadır; yatırım danışmanlığı veya alım-satım tavsiyesi niteliği taşımaz. Yatırım danışmanlığı sözleşme çerçevesinde sunulmaktadır. Geçmiş performans gelecekteki sonuçların güvencesi değildir. Veriler kamuya açık kaynaklardan derlenmiş olup doğruluk konusunda garanti verilmemektedir. Bu içeriğe dayanılarak alınan kararların sonuçlarından okuyucu şahsen sorumludur.
petrolandeco.com · Enerji Ekonomisi ve Küresel Piyasalar

Yorumlar
Yorum Gönder